totallywrongthistime

  • ask me anything
  • rss
  • archive
  • ‘ölürken farklı olmana gerek yok’ dedi adam, ‘tek yapman gereken;ölmek.’

    Emma uykusuzluktan kanlanmış gözlerini ovuşturarak adama baktı. 

    ‘hayatımda bir defa da olsa farklı olmak istiyorum.’

    —

    Emma o sabah uyandığında yatağında tek başınaydı. Yanıbaşında bir yastık daha yoktu. Yorgan sadece kendi bedenini kaplamıştı. Buna alışmak kolay olmayacaktı. 

    3 senesini verdiği adamla artık aynı yatağı paylaşmıyordu. Ona neden bittiğini soran arkadaşlarına nedenini bilmediğini söylemişti. Gerçekten de bilmiyordu.  Tek hatırladığı o gece ahşap parkeler üzerinde gördüğü cam kırıklarıydı. Ona, çok sevdiği antika vazosunu fırlatmış, neyse ki isabet ettirememişti.  

    Adam ve Emma’nın çok fazla yaşanmışlığı vardı. Aynı şeyleri yapmaktan hoşlanıyorlardı. Bir hayvanat bahçesinde tanışmışlardı. Adam o dönemlerde xxx Hayvanat bahçesi’ndeki 35 yaşındaki George’un bakımından sorumluydu. George bir aslandı.

    Adam onun temizlenmesi ve beslenmesi ile ilgileniyordu ve bu oldukça cesaret isteyen bir işti. Parası ne kadar iyi olursa olsun bazıları bunu asla yapamaz diye düşünmüştü Emma.  Ormanların kralıyla, vahşi bir hayvanla,aynı kafeste bulunmak ürkütücü olmalıydı. Fakat bu Emma’ya göre oldukça çekiciydi.  Emma yaşlı George’un kafesinin yanından geçerken kendini Adam’la sohbet ederken bulmuştu. Bu tamamen alelade bir olaydı. Adam ona yırtıcı hayvanlarla ilgili ilginç şeyler anlatmaya başlamıştı ve konu kedigiller’e gelmişti. Emma da gülümseyerek bir kedisi olduğunu söylemişti. Bir saate yakın kedilerin ne kadar güzel canlılar olduğundan bahsetmişlerdi ve bu konuşma sonrası Adam Emma’nın telefon numarasını istemekten hiç mi hiç çekinmemişti.  İşte bu şekilde tanışmışlar ve beraber olmaya başlamışlardı. 

    Emma’nın daha önce birçok erkek arkadaşı olmuştu fakat henüz karşısına bu kadar etkilendiği bir erkek çıkmamıştı. Adam onun için farklıydı,bunu onu ilk gördüğü andan itibaren biliyordu. Açık mavi iri gözleri vardı. Dalgalı siyah saçları ise her zaman dağınıktı. Oldukça uzun boyluydu fakat bir o kadar da çelimsizdi. İlişkileri daha 1 aylıkken Emma’nın yanına taşınmasını istemişti. Emma önce tereddüt etmiş daha sonra bunun ilişkileri için güzel olacağını düşünmeye başlamıştı. Bu adamı seviyordu ve aynı evi paylaşmalarında bir gariplik yoktu.

    Emma üniversiteden mezun olalı 5 ay olmuştu ve henüz bir işi yoktu. Edebiyat bölümünü bitirmişti ama aklında ne olacağına dair en ufak bir fikri yoktu. Aslında evde vakit geçirmek oldukça makuldu fakat hayat bu şekilde işlemiyordu, para kazanması lazımdı. Adam’ın Canning sokaktaki 3. kattaki dairesine taşındıktan kısa bir süre sonra iş aramaya başlamıştı.  Adam’sa sürekli çalışmasına gerek olmadığını söyleyip duruyordu.

    ‘Ben ikimize yeterim.’ diyordu.

    • 2 months ago
  • Kaçacak yeri olmadığını biliyordu. Kaçmak istediğinden bile emin değildi.                Mutlu olmak istiyor muydu?                                                                            Belki.                                                                                                         Annesini özlüyor muydu?                                                                                     Evet.
    İnsanları sevmiyordu.
    Bu kulağa alışılagelmiş bir şikayetname gibi geliyordu.  
    İnsanlardan nefret ediyordu. En başta da kendinden.
    Yaptığı hiçbir şeyle gurur duymuyordu.
    O sadece sevdiği insanlarla gurur duyardı.
    Söylemek istedikleri daha önceden söylenmişti.
    Kaçacak yeri yoktu ama ölmemişti de.
    Bir şeyler yemeliydi.
    Belki bir kutu uyku hapı açlığını bastırabilirdi.
    Hayır.
    Uzun bir mektup yazması gerekecekti.
    Uyku hapından zehirlenerek ölmek tam da ona göreydi.
    Ölürken farklı olmasına gerek yoktu.
    Tek yapması gereken ölmekti.                                                               
    Bu netlik duygusuna bayılıyordu.                                                                Morrissey dinlerken ağlıyordu ve başka hiçbir şey için vakti yoktu.                      

    • 3 months ago
  • Önceleri eskimiş bir çöp tenekesiydik.
    Aptalcaydı ve öyle sürdü.
    Her zaman farkında olduğu birkaç şey vardı.
    İnsanlar anlamazdı ve zaman akıp gidiyordu.
    İnsanlar umursamazdı.
    Onlar seni umursamazdı,bir yandan da her hücreni ezbere bilmek isterlerdi.
    ‘Zamanla’, derdi.
    ‘Kanadıkça iyileşeceksin.’
    ‘Zaman her zerreni süpürecek.’
    ‘Sen hiçbir şeysin.’
    ‘Bu siktiğimin dünyası için bir an bile endişelenme.’

    • 3 months ago
  • Herhangi bir sınıfta dahil edilmekten korkuyorum. kategorize edilmek.

    Bir kütüphanede kaybolduğum düşüncesi.

    istediğim kitapları okuyamadan ve dinlediğimde hayatımın şarkısı olabilecek bir şarkıyı bedenimde hissedemeden ölmek. 

    • 5 months ago
  • Şekillendirilmekten korkuyorum.

    • 5 months ago
  • açıklama

    kolay olmayan.. daha doğrusu istenmeyen. belki korkulan şey.

    Hissettiklerimi açıklama ihtiyacını yitirdim. Doğrusunu söylemek gerekirse, insanlara açıklama yapmaktan akıl almaz büyüklükte tiksiniyorum.

    Açıklama yapmak anlayışla karşılanma ihtiyacından doğan bir şey. Sen makul şeyler söylersin, yaptığın bir kötülükten bahsederken ‘o hak etmişti.’ dersin mesela. Kendin bile ‘sen’i yargılarken, insanlardan seni yargılamamalarını beklersin. Kendi boktan karakterini meşrulaştırmaktan inanılmaz bir zevk alırsın. 

    Peki, istedikleri açıklamayı yaptığında seni sevecekler mi?

    Belki. 

    Sevmek ne kadar komplike bir şey öyle değil mi?

    Değil.

    Açıklama yapmak zorunda değilsin. İnsanlar her zaman düşünmek istediğini düşünür. ”Erkekler her zaman görmek istediklerini görürler.”

    Bu zamana kadar sevdiğim -büyük ölçüde değer verdiğim- insanları gözle görülebilir hatalarıyla sevdim. Açıklama talep etmeyen bir salaklıkla.

    Affetmek.

    Bazı insanların belli nedenler öne sürerek ‘sevememe’ olgusunu kendilerince meşrulaştırmalarını ikiyüzlülük olarak adlandırmaktan çekinmiyorum bu yüzden. 

    Aslına bakarsan ben hiçbir şeyden çekinmiyorum.

    • 5 months ago
© 2012–2013 totallywrongthistime